Tarih 04 Kasım 2007, 21:26. Yazan kutsal-toprak.
Etiket:
iyilik
Günlerden bir gün Zeus, oğlu Hermes ile kılık değiştirip, Olimpostan aşağı inerek, ülkemiz topraklarında yer alan eski Frigya bölgesinde( Ege bölgemizin iç kısımları,Güney Marmara ile İç Anadolu Bölgemizin batısı arasında kalan eski yerleşim alanı) dolaşmaya çıkmışlar. Amaçları insanları sınamak, birbirlerine karşı yaklaşımlarını ve sahip oldukları zenginlikleri nasıl değerlendirdiklerini daha yakından görmekmiş. Bu iki yolcuya kimse gereken ilgiyi göstermemiş, güleryüzle davranmamış, misafir olarak kabul etmemiş, selam bile vermemişler. Sadece yaşlı Philemon ve karısı Baucis kıt kanaat geçinmelerine karşın onları evlerine davet ederek, dostça karşılamışlar. Kim olduklarını bilmeden, bu değerli misafirlerin önlerine sıcak çorbalarını getirmişler, sofralarını paylaşmışlar. İki misafir zengin komşularının soğuk ve umursamaz davranışlarına karşın, parasal açıdan yoksul, ancak sevgice varsıl bu iki güzel insanın içten ve şirin davranışları karşısında çok etkilenmişler. Zeus ve Hermes “ bizler ölümsüzlerdeniz, siz ölümlülerin arasına girerek sizleri sınavdan geçirmek istemiştik. Bu sınavı sadece siz kazandınız. Diğerleri ise bencillikleri, taşkalplilikleri ve saygısızlıkları nedeniyle bu sınavı kaybettiler. Tabii ki sapla samanı ayıracağız. Biz şimdi gidiyoruz , siz ikiniz de bizim ardımızdan gelin” demişler. İki yaşlı insan bu sözler karşısında şaşkına dönmelerine rağmen, bu iki yabancıyı izleyerek, düşe kalka dağ yolundan yukarıya çıkmaya başlamışlar. Bir parça soluklanmak için durdukları anda,büyük bir gürültü ile yerlerinden sıçramışlar. Sesin geldiği yöne baktıklarında daha önce evlerinin bulunduğu toprakların su altında kaldığını, evlerin yıkıldığını, insanların ne olduğunu anlayamadan boğulduğunu üzüntü içinde görmüşler. Bir süre sonra baraka şeklindeki kendi evlerinin, mükemmel bir yapı haline geldiğini görmüşler. Zeus bu yardımsever insanlara dileklerini sormuş. Onlar da doğup büyüdükleri topraklardan uzaklaşmak istemediklerini, bu kutsal yapının koruyuculuğundan başka bir şey istemediklerini ifade etmişler. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Aradan geçen yıllar boyunca birbirine sevgi ile davranmaya devam eden bu iki insan doğal olarak daha da yaşlanmış. Philemon gençliklerinden bu yana yaşadıkları tatlı anılardan bahsederken, karısı Baucis’in yüzü, elleri ve tüm vücudunun değişerek, saçlarından yaprakların, parmaklarından dalların, ayaklarından da köklerin çıktığını görerek hayrete düşmüş. Aynı görüntüyü Baucis de sevgiyle bağlandığı kocası Philemon da görmüş. Birbirlerine gülümseyerek, veda etmişler aynı anda , birbirlerinden ayrı kalmadan tam bir ağaca dönüşmüşler. Baucis sıcak kış günlerinde içimizi ısıtan ıhlamura; Philemon ise gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe ağacına dönüşmüş. Ve insanlara faydalı olmaya devam etmişler.
Sevgili dostlar, atalar “iyilik yap, denize at, balık bilmezse, halik bilir” demişler. Aslına bakacak olursanız insanlar zayıf yaratıklardır. Hepimiz bir başkasına çeşitli nedenlerle gereksinim duyarız. Her din insanlara yardımlaşmayı ve sevgiyle yaklaşmayı öğütlemiştir. Başkalarına yardım ederek kendinizle gurur duyabilir , onların gözlerindeki sevgi ışıltılarını kendi gözlerinize de kopyalayarak, dünyaya daha farklı bakmaya başlayabilirsiniz. Bu şekilde çevrenize yaydığınız pozitif enerji ile hem daha çok sevilecek, hem de negatif enerji yükünden uzaklaştığınız için daha genç kalacak ve sağlıklı olacaksınız.
Empati kişinin kendisini başkaları yerine koyabilmesi, onların neler hissettiklerini anlayabilmesi ve ona uygun bir şekilde davranabilmesidir. Kişilik bozuklukları durumunda empati sorunu yaşanmaktadır. Kişiler ne olursa olsun, kendilerinin haklı olduklarını düşünür ve karşılarındakini suçlu ya da hatalı bulurlar. Bu nedenlerle çevrelerindekileri incitir ya da hoşgörü ile yaklaşamazlar. Çevrelerindeki maddi ve manevi her şey, sadece kendileri içindir. Bu davranışlar aile içinde öğrenilerek, nesilden nesile aşılanır. Arkadaşlar arasında benzer şekilde yerleşerek, ortak bir bakış açısı halini alır. Sonuçta toplum kirlenir, çürümeye başlar. Çocuklarınızın ve torunlarınızın daha sorunsuz yaşaması, mutlu ve onurlu olması için herkes kendini düzeltsin, yarın artık bugündür. Hepimizin empatimizi günden güne geliştirerek , daha sempatik bir toplum haline gelebilmemiz dileklerimle, sevgiyle kalın
BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK ORTAMA HAZIRLAMAK ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM
Tarih 04 Kasım 2007, 21:19. Yazan kutsal-toprak.
Etiket:
cekememezlik, gıybet, hainlik, haksızlık.kibir
Tantalos şu anda Manisa , Muğla, İzmir illerimizle sınırlı olan eski Lidya ülkesinin kralı imiş. Aynı zamanda Zeus'un da , o bölgede yaşayan en güzel kızlardan Plouto'dan doğmuş oğullarından biri imiş. Zenginliğin verdiği bir şımarıklık ve Zeus'un oğlu olmasının getirdiği bir büyüklük ve çevresini alaya alma şeklinde davranışları varmış. Sürekli olarak entrikalar çeviriyor, tanrılardan duyduklarını insanlara aktararak düzeni bozuyor, Zeus ve tanrıların birlikte yemek yediği tanrılar sofrasından tanrısal içeceği çalıyor, adeta her türlü kötülüğün altından çıkıyormuş.Tantalos kantarın topuzunu o kadar kaçırmış ki , oğlunu öldürerek tanrılara onun etiyle yemekler yapmış. Bu vahşi davranışlara çok öfkelenen Zeus Tantalos'a çok ağır bir ceza vermiş. Tantalos cezasını çekmek üzere getirildiği bu yerde acıktığında başının hemen üzerinden sarkan çok güzel asma yaprakları arasındaki üzümlere uzandığında salkımlar bir anda onun ulaşamayacağı bir yüksekliğe çekiliyor; susadığında su içmek için eğildiğinde daha önce çenesine dek su içindeyken, su toprağın içine çekiliyormuş. Sonuçta yaşamak için her türlü olanağa sahipken, bu nimetlerden faydalanamadan , yaptıklarının cezasını çekiyormuş. Tantalos gibi sahip olduklarının kıymetini bilmeden , onursuzca yaşayanlar, kendilerinden beklenen olgun davranışları göstermeyenler, insanlar arasında sorunlara yol açan kişiler er geç cezalarını bulurlar.Kısa vadede bir şeyler kazansalar bile önce, sahip oldukları maddi birikimlerini kaybederler sonra onurlarını ve en sonunda hayatlarını . Kişilerde sadece kendileri zevkleri için başkalarının can ve mal güvenliklerini hiçe sayarak yasadışı davranışlarda bulunma, hayati tehlikeler içeren eylemlere fütursuzca atılma, çevresindekileri aldatma, trafikte suç işleme, uyuşturucu madde kullanıp satarak , insanları zehirleme, hırsızlık ve gasp suçlarına karışan kişiler psikiyatride antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanınırlar. Bu kişiler daha çocukluk yaşlarından itibaren aile ve çevrelerinden fiziksel, duygusal ve bazen cinsel tacizler yaşamış, düzenli aile ilişkileri olmayan kişilerdir.Cezaevleri olağan mekanlarındandır. Erken yaşta yasadışı ya da tehlikeli işler nedeniyle hayatlarını kaybederler.
Su testisi su yolunda kırılır derler. Sahip olduklarımızın kıymetini bilelim, kendi eşimizin, işimizin, çocuklarımızın, ailemizin, vücudumuzun ve içinde yaşadığımız şehrimizin. Çocuk esirgeme kurumlarındaki çocukları daha bebekliklerinde ziyaret edelim , onlara az da olsa içimizde doğal olarak bulunan sevgimizden verelim, onların ileride sevgiden uzak kişiler olmasına engel olalım.Ruhumuzdan ve çevremizden Tantalosvari davranışları , kendimize hakim olarak ve kendimizi başkalarının yerine koyarak uzaklaştıralım, mutluluğumuza kendimiz de katkıda bulunalım.
Sisyphus'a verilen ceza:
Sisyphus o döneme dek yaşayan insanların en akıllısı olarak bilinirmiş. Kendisine danışmaya ve yardım istemeye gelen kişilere, pratik zekası ile enfes çözümler sunarmış. Bir gün ölüm tanrısı Thanatos Sisyphus'u yakalayıp, ölüler alemine götürmek istemiş. Ancak bu olayın tersi gerçekleşmiş ve yakalanan Thanatos olmuş. Ölüm tanrısı ortalıktan kaybolunca kimse ölmemeye başlamış.
Bu dünyanın tüm dengelerinin değişmesi demekmiş. Zeus olaya el koyarak Sisyphus'u yakalatmış. Ancak Sisyphus yeraltı tanrısı olan Hades'i de kandırarak, tekrar dünya üzerine dönmüş. Aradan gecen uzun yıllara rağmen söz verdiği gibi yeraltına dönmeyen Sisyphus'u tanrıların emir eri olarak bilinen Hermes, Hades'e teslim etmiş. Sisyphus ise doğanın dengesini bozmaktan cezaya çarptırılmış. Cezası yaklaşık kendi boyundaki bir kayayı bir tepeye çıkartmakmış. Ancak tam bu yüksekliğe çıkınca kaya tekrar aşağıya yuvarlanıyormuş. Bu olay sürekli olarak tekrarlanıyormuş. Sisyphus'un cezası deyimi bati dillerinde bitip tükenmek bilmeyen işler ve olaylarla ilgili olarak kullanılmaktadır. Mutluluklar başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Doğanın denge , düzen ve temizliğinin başkasının ve bugünümüzün yararına olsa bile değiştirilip, tahrip edilmesi, ileriki yıllarda ve bizden sonraki nesillerin çok zor durumlar içine düşmesine yol açacaktır. Sisyphus'un kayasını ne biz, ne çocuklarımız, ne ülkemiz, ne de tüm insanoğlu çeksin, birbirimize, çevremize ve doğaya saygı duyalım, en azından bundan sonra.
BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK ORTAMA HAZIRLAMAK ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM