| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

MİTOLOJİDE İYİLİK

Tarih 04 Kasım 2007, 21:26. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: iyilik

        Günlerden bir gün Zeus, oğlu Hermes ile kılık değiştirip, Olimpostan aşağı inerek, ülkemiz topraklarında yer alan eski Frigya bölgesinde( Ege bölgemizin iç kısımları,Güney Marmara ile İç Anadolu Bölgemizin batısı arasında kalan eski yerleşim alanı) dolaşmaya çıkmışlar. Amaçları insanları sınamak, birbirlerine karşı yaklaşımlarını ve sahip oldukları zenginlikleri nasıl değerlendirdiklerini daha yakından görmekmiş. Bu iki yolcuya kimse gereken ilgiyi göstermemiş, güleryüzle davranmamış, misafir olarak kabul etmemiş, selam bile vermemişler. Sadece yaşlı Philemon ve karısı Baucis kıt kanaat geçinmelerine karşın onları evlerine davet ederek, dostça karşılamışlar. Kim olduklarını bilmeden, bu değerli misafirlerin önlerine sıcak çorbalarını getirmişler, sofralarını paylaşmışlar. İki misafir zengin komşularının soğuk ve umursamaz davranışlarına karşın, parasal açıdan yoksul, ancak sevgice varsıl bu iki güzel insanın içten ve şirin davranışları karşısında çok etkilenmişler. Zeus ve Hermes “ bizler ölümsüzlerdeniz, siz ölümlülerin arasına girerek sizleri sınavdan geçirmek istemiştik. Bu sınavı sadece siz kazandınız. Diğerleri ise bencillikleri, taşkalplilikleri ve saygısızlıkları nedeniyle bu sınavı kaybettiler. Tabii ki sapla samanı ayıracağız. Biz şimdi gidiyoruz , siz ikiniz de bizim ardımızdan gelin” demişler. İki yaşlı insan bu sözler karşısında şaşkına dönmelerine rağmen, bu iki yabancıyı izleyerek, düşe kalka dağ yolundan yukarıya çıkmaya başlamışlar. Bir parça soluklanmak için durdukları anda,büyük bir gürültü ile yerlerinden sıçramışlar. Sesin geldiği yöne baktıklarında daha önce evlerinin bulunduğu toprakların su altında kaldığını, evlerin yıkıldığını, insanların ne olduğunu anlayamadan boğulduğunu üzüntü içinde görmüşler. Bir süre sonra baraka şeklindeki kendi evlerinin, mükemmel bir yapı haline geldiğini görmüşler. Zeus bu yardımsever insanlara dileklerini sormuş. Onlar da doğup büyüdükleri topraklardan uzaklaşmak istemediklerini, bu kutsal yapının koruyuculuğundan başka bir şey istemediklerini ifade etmişler. Zeus da bu dileklerini kabul etmiş. Aradan geçen yıllar boyunca birbirine sevgi ile davranmaya devam eden bu iki insan doğal olarak daha da yaşlanmış. Philemon gençliklerinden bu yana yaşadıkları tatlı anılardan bahsederken, karısı Baucis’in yüzü, elleri ve tüm vücudunun değişerek, saçlarından yaprakların, parmaklarından dalların, ayaklarından da köklerin çıktığını görerek hayrete düşmüş. Aynı görüntüyü Baucis de sevgiyle bağlandığı kocası Philemon da görmüş. Birbirlerine gülümseyerek, veda etmişler aynı anda , birbirlerinden ayrı kalmadan tam bir ağaca dönüşmüşler. Baucis sıcak kış günlerinde içimizi ısıtan ıhlamura; Philemon ise gölgesinde sıcaktan korunduğumuz meşe ağacına dönüşmüş. Ve insanlara faydalı olmaya devam etmişler.

Sevgili dostlar, atalar “iyilik yap, denize at, balık bilmezse, halik bilir” demişler. Aslına bakacak olursanız insanlar zayıf yaratıklardır. Hepimiz bir başkasına çeşitli nedenlerle gereksinim duyarız. Her din insanlara yardımlaşmayı ve sevgiyle yaklaşmayı öğütlemiştir. Başkalarına yardım ederek kendinizle gurur duyabilir , onların gözlerindeki sevgi ışıltılarını kendi gözlerinize de kopyalayarak, dünyaya daha farklı bakmaya başlayabilirsiniz. Bu şekilde çevrenize yaydığınız pozitif enerji ile hem daha çok sevilecek, hem de negatif enerji yükünden uzaklaştığınız için daha genç kalacak ve sağlıklı olacaksınız.

Empati kişinin kendisini başkaları yerine koyabilmesi, onların neler hissettiklerini anlayabilmesi ve ona uygun bir şekilde davranabilmesidir. Kişilik bozuklukları durumunda empati sorunu yaşanmaktadır. Kişiler ne olursa olsun, kendilerinin haklı olduklarını düşünür ve karşılarındakini suçlu ya da hatalı bulurlar. Bu nedenlerle çevrelerindekileri incitir ya da hoşgörü ile yaklaşamazlar. Çevrelerindeki maddi ve manevi her şey, sadece kendileri içindir. Bu davranışlar aile içinde öğrenilerek, nesilden nesile aşılanır. Arkadaşlar arasında benzer şekilde yerleşerek, ortak bir bakış açısı halini alır. Sonuçta toplum kirlenir, çürümeye başlar. Çocuklarınızın ve torunlarınızın daha sorunsuz yaşaması, mutlu ve onurlu olması için herkes kendini düzeltsin, yarın artık bugündür. Hepimizin empatimizi günden güne geliştirerek , daha sempatik bir toplum haline gelebilmemiz dileklerimle, sevgiyle kalın

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

0 yorum.

mitolojide haksızlık hainlik

Tarih 04 Kasım 2007, 21:19. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: cekememezlik, gıybet, hainlik, haksızlık.kibir

Tantalos şu anda Manisa , Muğla, İzmir illerimizle sınırlı olan eski Lidya ülkesinin kralı imiş. Aynı zamanda Zeus'un da , o bölgede yaşayan en güzel kızlardan Plouto'dan doğmuş oğullarından biri imiş. Zenginliğin verdiği bir şımarıklık ve Zeus'un oğlu olmasının getirdiği bir büyüklük ve çevresini alaya alma şeklinde davranışları varmış. Sürekli olarak entrikalar çeviriyor, tanrılardan duyduklarını insanlara aktararak düzeni bozuyor, Zeus ve tanrıların birlikte yemek yediği tanrılar sofrasından tanrısal içeceği çalıyor, adeta her türlü kötülüğün altından çıkıyormuş.Tantalos kantarın topuzunu o kadar kaçırmış ki , oğlunu öldürerek tanrılara onun etiyle yemekler yapmış. Bu vahşi davranışlara çok öfkelenen Zeus Tantalos'a çok ağır bir ceza vermiş. Tantalos cezasını çekmek üzere getirildiği bu yerde acıktığında başının hemen üzerinden sarkan çok güzel asma yaprakları arasındaki üzümlere uzandığında salkımlar bir anda onun ulaşamayacağı bir yüksekliğe çekiliyor; susadığında su içmek için eğildiğinde daha önce çenesine dek su içindeyken, su toprağın içine çekiliyormuş. Sonuçta yaşamak için her türlü olanağa sahipken, bu nimetlerden faydalanamadan , yaptıklarının cezasını çekiyormuş. Tantalos gibi sahip olduklarının kıymetini bilmeden , onursuzca yaşayanlar, kendilerinden beklenen olgun davranışları göstermeyenler, insanlar arasında sorunlara yol açan kişiler er geç cezalarını bulurlar.Kısa vadede bir şeyler kazansalar bile önce, sahip oldukları maddi birikimlerini kaybederler sonra onurlarını ve en sonunda hayatlarını . Kişilerde sadece kendileri zevkleri için başkalarının can ve mal güvenliklerini hiçe sayarak yasadışı davranışlarda bulunma, hayati tehlikeler içeren eylemlere fütursuzca atılma, çevresindekileri aldatma, trafikte suç işleme, uyuşturucu madde kullanıp satarak , insanları zehirleme, hırsızlık ve gasp suçlarına karışan kişiler psikiyatride antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanınırlar. Bu kişiler daha çocukluk yaşlarından itibaren aile ve çevrelerinden fiziksel, duygusal ve bazen cinsel tacizler yaşamış, düzenli aile ilişkileri olmayan kişilerdir.Cezaevleri olağan mekanlarındandır. Erken yaşta yasadışı ya da tehlikeli işler nedeniyle hayatlarını kaybederler.

Su testisi su yolunda kırılır derler. Sahip olduklarımızın kıymetini bilelim, kendi eşimizin, işimizin, çocuklarımızın, ailemizin, vücudumuzun ve içinde yaşadığımız şehrimizin. Çocuk esirgeme kurumlarındaki çocukları daha bebekliklerinde ziyaret edelim , onlara az da olsa içimizde doğal olarak bulunan sevgimizden verelim, onların ileride sevgiden uzak kişiler olmasına engel olalım.Ruhumuzdan ve çevremizden Tantalosvari davranışları , kendimize hakim olarak ve kendimizi başkalarının yerine koyarak uzaklaştıralım, mutluluğumuza kendimiz de katkıda bulunalım.

Sisyphus'a verilen ceza:

Sisyphus o döneme dek yaşayan insanların en akıllısı olarak bilinirmiş. Kendisine danışmaya ve yardım istemeye gelen kişilere, pratik zekası ile enfes çözümler sunarmış. Bir gün ölüm tanrısı Thanatos Sisyphus'u yakalayıp, ölüler alemine götürmek istemiş. Ancak bu olayın tersi gerçekleşmiş ve yakalanan Thanatos olmuş. Ölüm tanrısı ortalıktan kaybolunca kimse ölmemeye başlamış.

Bu dünyanın tüm dengelerinin değişmesi demekmiş. Zeus olaya el koyarak Sisyphus'u yakalatmış. Ancak Sisyphus yeraltı tanrısı olan Hades'i de kandırarak, tekrar dünya üzerine dönmüş. Aradan gecen uzun yıllara rağmen söz verdiği gibi yeraltına dönmeyen Sisyphus'u tanrıların emir eri olarak bilinen Hermes, Hades'e teslim etmiş. Sisyphus ise doğanın dengesini bozmaktan cezaya çarptırılmış. Cezası yaklaşık kendi boyundaki bir kayayı bir tepeye çıkartmakmış. Ancak tam bu yüksekliğe çıkınca kaya tekrar aşağıya yuvarlanıyormuş. Bu olay sürekli olarak tekrarlanıyormuş. Sisyphus'un cezası deyimi bati dillerinde bitip tükenmek bilmeyen işler ve olaylarla ilgili olarak kullanılmaktadır. Mutluluklar başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Doğanın denge , düzen ve temizliğinin başkasının ve bugünümüzün yararına olsa bile değiştirilip, tahrip edilmesi, ileriki yıllarda ve bizden sonraki nesillerin çok zor durumlar içine düşmesine yol açacaktır. Sisyphus'un kayasını ne biz, ne çocuklarımız, ne ülkemiz, ne de tüm insanoğlu çeksin, birbirimize, çevremize ve doğaya saygı duyalım, en azından bundan sonra.

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

Free Page Rank Checker

0 yorum.

ali günindi

Tarih 11 Haziran 2007, 09:44. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: ali günindi, kutsal toprak

0 yorum.

MİTOLOJİDE İNSAN İLİŞKİLERİNDE SINIR ÖLCÜ

Tarih 04 Haziran 2007, 20:44. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: pisikoloji

          Mitolojide Zeus’un kendi kafasının içinden doğurduğu zeka tanrıçası Athena , zeka ve bunun getirmiş olduğu beceriye sahip olanların koruyucusu imiş. Athena üstün zekası ile oluşturduğu el sanatlarında o denli ileri gitmiş ki, tanrıça Hera’nın gelinliğini tek başına yapmış. Dantel, nakış,örgü vb gibi kadın el sanatlarının piriymiş.

Lydia’da yaşayan Arakne adındaki güzel kız da, aynı Athena gibi çok güzel bir şekilde bu sanatlarla uğraşıyordu. O kadar ince ve şık bir şekilde oya ve gergef işlemekte imiş ki, peri kızları bile hayranlıkla onun yaptıklarını seyretmekteymişler. Bir gün peri kızları kendisine gelip, “o kadar güzel yapıyorsun ki, sana bu işi zeka tanrıçası Athena mı öğretti?” diye sormuşlar. Arakne de buna karşılık olarak “benimle kimse bu işte yarışamaz, Athena’yı bile bu sanatta geçerim” diye yanıt vermiş. Doğal olarak Athena bu duruma kızmış ama bir yandan da “bakalım bu ölümlü benimle gerçekten başedebilecek mi” diye düşünerek yaşlı bir kadın görünümüne bürünerek Arakne’nin yanına gelmiş. Athena Arakne’ye “sen bu işte çok iyi olabilirsin, ancak kendini büyük görme , elbette ki, senden iyileri mutlaka bulunmaktadır, en azından senin bilmediğin motifleri bilenler bulunur, hele hele bir tanrıça Athena mesela” demiş. Arakne gene mağrur bir şekilde “ben boş yere gurura kapılmıyorum ya da kendimi sebepsiz yere başkalarından üstün görmüyorum. Ancak gerçek ortada, kendine güveniyorsa Athena gelsin,yarışalım” diye karşılık vermiş. Bu meydan okuma karşısında Athena birden bire girdiği yaşlı kadın kılığından ,gerçek haline dönmüş. “İşte geldi, hodri meydan” demiş. Ellerine aldıkları gergefleri büyük bir hız ve incelikle işlemeye başlamışlar. Athena doğal olarak tanrı ve tanrıçaların mekanı Olimpos’tan ve tanrı ve tanrıçaların yaptığı büyük işlerden sahneler işlerken; Arakne tanrı ve tanrıçaların aşk sahnelerinden görüntüler işlemekteymiş. Athena ki, hakkında hiçbir şekilde aşk dedikodusu olmayan ve namus kavramının timsali ve koruyucusu olarak bilinmekte, işleriyle meşguliyeti nedeniyle evlenmemiş bir tanrıçaymış. Bir gün kendisini nehirde yıkanırken gören yaşlı bir adamı bile kör etmişken, bu tür sahnelerin resmedilmesine tahammül etmesi beklenemezdi. Sonunda her ikisi de gergef işlerini bitirmişler. Athena Arakne’nin yaptığı gergefi alıp, yırtmış. Arakne bu davranışa karşılık olarak , kendini öldürmek istemiş. Athena da “Madem sınırını bilmiyorsun ve ayrıca kendini bu işte bir numara görüyorsun, sen bundan sonra ömrünü ağ üzerinde desen işleyerek geçireceksin” diyerek onu örümceğe çevirmiş. O günden beri de örümcekler, bu durumun utancı ile hep kuytu köşelerde ve sessiz sedasız bir şekilde ağlarını örmüşler.

İnsanlar zekalarını, becerilerini, zenginliklerini ve görünümlerini başkaları ile kıyaslamamalıdır. Aslında hepimiz bir maraton koşmaktayız. Tek rakibimiz kendimizdir. Kendimizi başkaları ile kıyaslamak bize gereksiz bir gurur ve mutsuzluktan başka bir şey getirmez. Bu şekilde kendimizle ya da geçmişimizle aşırı şekilde övünmek gelişmemizi de önler. Önemli olan “şimdi ve burada” ilkesidir. Bu durum kişiler için olduğu kadar uluslar için de geçerlidir. Geçmişimizle tabii ki övünebiliriz ancak , gelecek için çalışmamak o günleri düşünüp üzülmekten başka bir işe yaramaz.

Aynı şekilde çocuklarımızı da başkalarının çocukları ile kıyaslamak, onların kendilerine olan güvenini sarsacaktır. Çocuklarımızı bizim yapamadıklarımızı yapmaları yönünde zorlayıp şartlandırmamalı, onları karşılayamayacakları hedeflere doğru itelememeliyiz. Her çocuğun kendine ait, kendi çapında bir becerisi vardır. Bunun aksi yönünde hareket etmeye zorlamak, onları depresyona itecektir. Çocuklarımız yarış atı olmamalı, sadece doğru, dürüst, gerçekçi kısaca adam olmalıdırlar.

Bir de tabii ki sınır sorunu vardır. Her insan belli şeyleri bilebilir. Bilmediğimiz konularda ahkam kesmek, bizi gülünç durumlara düşürmekten başka bir hedefe ulaştıramaz. Her insanın hassas olduğu konular vardır. İnsanların kendi güvenlik alanlarına müdahale edilmemelidir. Aşırı müdahaleci olmak iyi niyetli bile yapılsa zıt etki yapabilir.

Son söz olarak karşılaşılan olumsuz sonuçlar , kişileri hemen yıldırmamalı, çözümsüzlük ve intihar düşüncelerini çağrıştırmamalıdır. Bu tarz bir davranış yapısı gösterenler, düşünüş yapılarını daha farklı hale getirmek için yardım istemelidir. Her olumsuz olay insanlara bir şeyler öğretir, yapılan yanlışlar nedeniyle öğrenilenler, kolay kolay unutulmaz. Unutulmamalı ki, en iyi öğrenme yolu deneme yanılma yoludur. Hepinize zaman karşı kendi başınıza koştuğunuz, kendi sınırlarınızı bildiğiniz hayat maratonunda başarı ve mutluluk dileklerimle.

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

1 yorum.

MİTOLOJİDE GURUR VE KİBİR

Tarih 04 Haziran 2007, 20:40. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: gurur, kibir, pisikoloji

Niobe Lidya kralı Tantalos'un kızı imiş. Babası gibi aşırı gururlu ve kibirli bir karakteri olan prenses , altı kız altı erkek olmak üzere on iki çocuk sahibi olmakla övünürmüş ( tabii o zamanlar enflasyon falan yok, insan sayısı da az, bolluk içinde her yer, çocuk okutma ev alma derdi yok). Tabii ki her anne çocukları ile övünür ancak Niobe çevresindeki diğer anneleri de kendinden aşağı görürmüş, onların çocuklarını kendi çocuklarından daha az sayıda ( şimdiki genel tavrın aksine) ve çirkin diye küçümsermiş. Bu aşağılamadan Artemis ve Apollon'un annesi Leto da nasibini almış. Prenses Niobe « Benim on iki tane birbirinden akıllı ve birbirinden güzel çocuğum var. Benim ve soyumun geleceği garanti altında, birine bir şey olsa diğerleri varlığımızı sürdürür »diye düşünüyormuş. « Leto da kimmiş, onun sadece iki çocuğu var, onun dişiliği bu kadar diyormuş ( sevgili mankenlerimiz o dönemlerde yaşasalardı işsiz kalmışlardı demek ki). Leto bu sözlere çok üzülünce , durumu çocuklarına söylemiş. Apollon ve Artemis de bu durum karşısında Niobe'nin tüm çocuklarını oklarıyla öldürmüşler. Niobe onların cansız vücutları başında o denli üzülüp ağlamış ki, gözlerinden kanlı yaşlar dökülmüş. Artık daha fazla ağlayamayan, adeta buz kesilen Niobe , Zeus'a bu acıdan kurtulmak için kendisini taşa çevirmesi için yalvarmış. Zeus da onu kayaya çevirmiş. Manisa ilimiz sınırlarında bu boynu eğik kadın şekilli kayayı görebilirsiniz, ister inanın ister inanmayın bu kayanın bir tarafı yılın hangi mevsimi, günün hangi saati olursa olsun nemlidir, adeta sessizce akan gözyasları gibi.

İnsanlar sahip oldukları kültürel, manevi, sosyal değerleri, kişilik yapıları ile ön plana çıkmalıdırlar. Kibir insanı kemiren olumsuz özelliklerden biridir. Kırkpınar güreşlerinde pehlivanlara şöyle seslenilir ‘ alta düştüm diye yerinme, üste çıktım diye sevinme’. Hayatta her an her şey olabilir. Daima kafamızın üzerinde bir saç teline asılı duran kılıç olduğunu düşünmemiz gereklidir. ( Demokles’in kılıcı). Kimin ne zaman ne olacağı belli olmaz. Varsıllar ( maddi ve manevi olarak tüm yetileri, kendilerine ait olan şeyler yönünden) sahip olduklarıyla böbürlenerek, diğer insanları eksiklikleri ya da yoksullukları nedeniyle küçümsememeli, yoksullar ( maddi ve manevi tüm sahip olunan özellikler şeklindeki bir yoksulluk) da kendilerinden, gelecekten ve hayattan ümit kesmemelidir. Her insan kendi başına bir zenginliktir. Her insandan mutlaka öğrenebileceğimiz bir şeyler vardır ( örnek almak ya da almamak yoluyla). En büyük zenginlik, çevresine ışık saçıp bundan haz duyulan kültürel zenginliktir. Daha iyi bir toplum olmamız birbirimizi daha iyi anlamamıza, tanımamıza, sevgi ve anlayışla yaklaşmamıza bağlıdır.

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

0 yorum.

MİTOLOJİDE ERDEM VE PARA

Tarih 04 Haziran 2007, 20:35. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: altın, deger, para

Daidalos ilk tanrı heykellerini yapan heykeltraş imiş. Sadece heykeltraşlıkta değil, diğer becerilerde de ön sıralardaymış. Çeşitli marangoz aletlerini icat etmesi yanında , denizde sadece kürek kullanılırken, onun yelkenle denizlerde daha hızlı ilerlemesi şöhretine şöhret katmış. O sıralarda yeğeni Talos meslek öğrensin diye çırak olarak yanına verilmiş. Gel zaman git zaman Talos da en az dayısı Daidalos kadar mesleğinde ilerlemiş. Bir gün kırda dolaşırken bulduğu yılan çenesini marangozluk aleti olarak kullanmayı tasarlamış. Bu doğal aleti daha da geliştirerek, testereyi icat etmiş. Bu aletin keşfi, “boynuzun kulağı geçmesi” gibi onun dayısını bu sanatta geri bırakmasına yol açmış. Bu duruma tahammül edemeyen Daidalos, yeğenini Akropolden aşağıya atarak öldürmüş. Daidalos sürgün ile cezalandırılmış. Bunun üzerine Girit’e gönderilmiş.

Girit kralı Minos, Daidalos’un yaptığı enfes sanat eserlerinden etkilenmiş , onu himayesine almış. O dönemlerde üst yarısı öküz, alt yarısı insan şeklinde olan Minotauros adlı bir yaratık bu diyara gelmiş. Bu yaratık pek çok can ve mal zararına yol açmış. Ancak kimse bu yaratığı hapsedecek bir zindan yapamamış. Daidalos öyle bir labirent inşa etmiş ki, Minotauros bu labirentten çıkamamış. Bu yaratığa yem olarak, Theseus adlı bir delikanlı gönderilmiş. Bu gence kralın güzel kızı gönül vermiş. Bu yiğit delikanlı çıkışı bulabilmek üzere, elindeki iple birlikte bu yaratığın yanına giderek onu öldürmüş. Bunu öğrenen kral Minos çok öfkelenerek, Daidalos’u hapsettirmiş.

Daidalos’un Girit’te bulunduğu sıralarda bir çocuğu olmuş. Bu çocuğun adı “İkarus” imiş. Daidalos oğlu İkarus ile birlikte buradan tek çıkış çarelerinin havayolu olduğunu düşünmüş. Her ikisi için de kaz tüylerinden geniş kanatlar yapmış. Bu sırada oğlu İkarus’a “çok yükseklere çıkma, yoksa kanatlarındaki balmumu erir; çok alçaktan da uçma , denizin nemi kanatlarını ıslatarak bozar, sen beni izle” diye öğüt vermiş. Her ikisi de bir kuş gibi havalanmış. Giritliler şaşkınlık içinde arkalarından bakakalmışlar. İkarus uçmaktan öyle zevk almış ki, babasının öğütlerini unutmuş. Yükseldikçe yükselmiş, kendini herşeyin üzerine çıkarak, güneşi daha yakından görmek istemiş. Bu arada yavaş yavaş kanatlarındaki balmumu erimiş ve kanatları dağılmış. Bir kurşun gibi aşağıya düşerek, boğulmuş. Daidalos oğlunu kaybetmenin derin acısına karşın karaya çıkabilmiş. Ve bu acı olayın hatırası olan kanatları bir daha asla kullanmamış.

Ne kadar yetenekli olursanız olun, kendinizi rakipsiz görmeyin. Bu türden düşünce yapısı “el elden üstündür” atasözünde olduğu gibi yetenekli bir başkası ile karşılaştığınızda ,sizi kıskançlık, öfke ve kontrolsüzlüğe itebilir. Yetenek mantıkla birlikte olduğunda değerlidir. Bunun olmadığı durumlarda , başarısızlık kaçınılmazdır. Yetenekli olup, sabırlı olmayan, aklını duygularına kurban eden pek çok kişi yeteneklerini değerlendirememiştir. Duygularınızla hareket edip, tutkularınızı aklınız çerçevesinde değerlendirmediğiniz, bilge kişilerden ve daha deneyimli kişilerden yeterli ders almadığınızda hüsrana uğrayabilirsiniz. Her insan, yaşı ve sosyal statüsü ne olursa olsun başkalarından birşeyler öğrenebilir. Bunun için çevrenizdeki nesne, kişi ya da olaylara daha farklı bakmalısınız. Bakmayı değil, görmeyi ve öğrendiklerimizi daha geliştirerek uygulamayı hedeflemelisiniz. Kendinizi sürekli eğitmeye ve aşmaya çalışmalısınız. Her gün tekdüze bir şekilde yaşamayıp, hayatınızda ufak bile olsa değişiklikler yapınız. Bu şekilde çevrenizdeki farklılıkları hissedebilecek ve başkalarına göre daha canlı ve üretken olduğunuzu görebileceksiniz. Daha iyisi ve güzeli, için geleceğe ait düşler kurunuz. Aksi halde uçmak bizim için sadece bir düş olur, oysa insanlar düşlerini gerçekleştirecek beyin gücüne sahiptirler

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

0 yorum.

MİTOLOJİDE ZAMANLA YARIŞ

Tarih 04 Haziran 2007, 20:28. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: zaman

       Olimpos dağında oturan mitolojik tanrıların en önemlisi olan Zeus’un babası Kronos, annesi ise tanrıça Rea imiş.Kronos yeni doğmuş olan öz çocuklarını hemen vahşi bir şekilde parçalarmış. Zeus’un doğumuna dek bu böylece sürüp gitmiş. Doğal olarak anne Rea bebeğini dünyaya getirdiğine sevinemeden, bebeğini koruyamayacağı ve büyütemeyeceği için sıkıntı içine girermiş. Mutlu bir şekilde sonlanan her doğum onun için, çocuğunun ölüm anına şahitlik ettiği bir kayıp yaşantısı haline gelirmiş. Bir gün artık bu durumun değişeceği, doğuracağı çocuğun hayatta kalarak, Kronos’u ortadan kaldıracağı ve vahşetin son bulacağı acılı anne Rea’ya bildirilmiş. Rea da hamileliğini olabildiğince eşi Kronos’tan gizlemiş. Doğum anında da Olimpos’tan dünyaya indirilmiş. Bebek (yani Zeus) doğmuş, Rea onu perilere emanet ederek, bir mağarada gözlerden uzak ama sevgi içinde, doğal bir ortamda, güvenli bir mağarada büyütülmesini sağlamış. Zeus büyüyüp gelişince acılı annesi Rea’yı , Kronos’un elinden kurtarmış, Kronos hakettiği cezayı bulmuş. Zeus onun yerine geçmiş, artık adalet ve sevgi egemen olmaya başlamış. Bu seferde yer altında bulunan devler (titanlar) genç Zeus’a başkaldırmaya başlamış. Yer altında bulunan devler yerüstüne çıkmak için debelendikçe yer şiddetle sarsılır ve büyük depremler olurmuş.Zeus bu devleri yeraltından kurtararak, yeryüzüne çıkmalarını sağlamış. Ancak bu devler boyutlarının büyüklüğü nedeniyle kibirlilik yapmışlar ve Zeus’u yokederek onun yerine geçmek istemişler. Zeus ise destekleyici , sevimli bir ortam içinde yetiştiğinden, zorluklarla başedebilecek güç ve zekaya sahip olduğundan tüm devleri yenerek, dünyayı rahatlatmış.

Zeus’un babası olan Kronos asli zamanı temsil etmektedir. Zaman ne yazık ki, akıp gitmektedir. Hayat kısadır ve yapılabilecekler sınırlıdır. Bu süreye ne kadar çok olumlu şey sığdırılabilirse, o denli şanınız yürüyecektir. Yapacağınız her olumlu davranış, dolaylı olarak çevrenize pozitif enerji yaymanıza yolaçacaktır. Hayatınızın her döneminde üzerinize düşen sorumlulukları yerine getirir, karşılaştığınız olumsuzlukları yenmek için kendinizle yarışırsanız,zamanın hayatınızın kurdu olmasını önlemiş olursunuz. Yaşınız ilerleyip, geriye baktığınızda keyifle gülümseyebiliyorsanız, kendi Kronos’unuzu yenmişsiniz demektir.

Kronos’un yani zamanın sizin çocuklarınızı da yiyip, bitirmemesi için sizin de üzerinize düşenler var. Bunların başında çocuklarınızın yaşadığı ortamın sevecen, barış içinde olması gerekiyor. Siz etrafınızdakilerle dost olup, rahat, içten davranabiliyorsanız , bu nedenle açığınız olmadığından eminseniz, kendinizle barışıksanız,kimseden korkmuyor ve kendinize güveniyorsanız ve en önemlisi çocuklarınızla yeterince ilgilenip, bu özelliklerinizi onlara aktarabiliyorsanız , içiniz rahat olsun, onlar da sizin gibi Kronos’un zulmünden kurtulacaklardır. Hepinize Kronos ile mücadelenizde başarılar, zamana karşı olan yarışınızda olabildiğince yol alıp, bayrağı sizden sonrakilere mümkün olabilen en iyi durumda teslim edebilmeniz dileğiyle


BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

0 yorum.

mitolojide mantık ve sevgi

Tarih 04 Haziran 2007, 20:24. Yazan kutsal-toprak.  
Etiket: mantık, saygı, sevgi

        Öykümüz şu anda Aydın ilimiz sınırlarında bulunan Milet antik kenti krallığında geçmektedir. Milet kralının bir kızı o kadar güzeldir ki, Afrodit onu çok kıskanarak, yok etmek istemiş. Oğlu Eros'a « benim gibi bir tanrıça ile ölümlü bir kızın güzelliğini kıyaslıyorlar. Git ve o kızı bir canavarla evlendir, öyle zorluklar çekip, yıpransın ki bana rakip olamasın» demiş.

Eros annesinin yanından Olimpos'tan inerken Psyche'nin kalbine atacağı ok ile onu bu canavara aşık etme düşüncesindeymiş. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamış. Eros Psyche'ye aşık olmuş. Ancak Eros bir tanrı imiş ve tanrılara göre ( Zeus hariç) ölümlüler ile ilişki kurmamalıymış. Buna çare olarak Eros kimsenin bilmediği , ıssız bir yerdeki mükemmel bir şatoda aşığı ile buluşmaya başlamış. Kanatlı bir tanrı olduğundan , Psyche'nin fark etmemesi için geceleri karanlıkta buluşup , Psyche'nin onun vücudunu görmemesini sağlamaya çalışıyormuş. Ondan da kendisini görmemesini istiyormuş. Bu arada Psyche'nin kardeşleri aslında onun aşığının çok çirkin olduğu için böyle davrandığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine Psyche, eline aldığı bir kandille gece yarısı uyumakta olan Eros'u görmeye çalışmış. Onun yakışıklılığından çok etkilenen Psyche onu öpmek üzere eğildiğinde kandildeki kızgın yağ Eros'un omzunu yakmış. Bir anda uyanan Eros kanatlanarak oradan uzaklaşmış.

Eros gidince aşk dolu günlerin bitişi ile Psyche’nin kendisi gibi şato da yıkılmış. Psyche dualar ve yakarmalar sonrasında Afrodit’in karşısına çıkıp, ondan kendisini Eros ile bir araya getirmesini istemiş. Afrodit ise ona karşı duyduğu kin nedeniyle ona kötü davranarak 'can sıkıntısı ve hüzün' duygularını ona bağlamış. Ayrılıkları çok uzun sürmüş. Ancak sonuçta her ikisinin de gayretleri ile kimine göre Afrodit’in yumuşaması, kimine göre ise Zeus’un yardımı ile bir araya gelerek, mutluluk, başarı ve incelik içinde yaşamışlar.

Bu mitolojik öyküden aslında birden çok sonuç çıkarılabilir. Bir tanesi el elden üstündür. Her şeyin mutlaka daha iyisi vardır. Kişilerin kendilerini devaynasında görmeleri kişilik sorunlarından ötürüdür. Bunu ancak aşağılık duyguları olan insanlar yapar ve bu durum tedavi edilmezse kişilerin başına olmadık işler açar ( kraliçenin çevresini küçümsemesi gibi). Bir ikinci ders alınması gereken nokta kişilerin kendi sınırlarını belirlemesidir. Eğer insanlarla aranızda belli bir takım sınırlar olmazsa o ilişkilerden zarar görebilir ve sorunlarla karşılaşabilirsiniz (izin verilmemesine rağmen Psyche’nin Eros’u görmek istemesi gibi). Bir de tabii unutmamak gerek, ailenizin evlendiğinizde ya da birlikteliklerinizde müdahale etmemelerini sağlamalısınız. Bir benzetme yapacak olursak kanserli hücrelerin temelinde var olan sorun, bu hücrelerin birbiri ile olan belirli sınırlarının dikkate alınmayıp, sanki hiç sınırları yokmuş gibi birbirlerine aşırı derecede yaslanıp, çoğalmalarıdır. O yüzden siz siz olun kendi yağınızla kavrulun, evinize müdahale ettirmeyin. Ne kendinizi, ne eşinizi ne de büyüklerinizi ezdirmeyin. Gelecek sizin geleceğinizdir. Geleceğinizi kendiniz inşa etmelisiniz. Herkesin yeri ayrıdır, annenin, eşin , çocukların vb. Sınırlarınız net olmalıdır.

En son olarak da yapacağınız her işte mantık ve duygunuz birlikte hareket etmelidir. Sadece mantığınızın sesi ya da sadece duygularınızın sesi ile hareket etmeniz sizi sorunlarla baş başa bırakacaktır. Bu durum kurulacak birliktelikler ve yapacağınız her iş için de geçerlidir.İkisinin birlikteliğinde sonuçlar olumlu olacaktır (Psyche ve Eros’un birlikteliği gibi).

Hepinize mantık ve duygularınızın bir arada olduğu, çevrenizle iyi ilişkiler içinde olduğunuz nice mutlu günler dilerim.

BU TÜR HİKAYELER DEGER OLARAK GERCEKTE OLMUŞ ŞEYLER DEGİLDİR AMAC İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK  ORTAMA HAZIRLAMAK  ONU İYİ İNSAN KILMAK ALLAHU ALEM

0 yorum.